Fiba Salon İKSV, edebiyatı farklı disiplinlerle buluşturan yeni serisi “Edebiyat Salonu” ile okurları düşünmeye, tartışmaya ve farklı bakış açıları arasında bağ kurmaya davet ediyor. Seride yazarlar; psikiyatri, sinema, tiyatro ve mimarlık gibi farklı alanlardan isimlerle bir araya gelerek edebiyatın sınırlarını genişleten soruların peşine düşüyor. Küratörlüğünü Didim Bayındır’ın üstlendiği serinin 6 Ekim Salı akşamı saat 20.00’de gerçekleşecek ilk buluşmasında yazar Sema Kaygusuz ile psikiyatrist ve psikoterapist Gülcan Özer, Shakespeare’in “Hamlet”ini edebiyat ve psikiyatri pencerelerinden ele alacak. Delilik ile akıl, eylem ile tereddüt, hakikat ile kurmaca arasındaki sınırlar bu buluşmada tartışmaya açılacak.
Edebiyat Salonu’nun ekim ayındaki ikinci buluşmasında, yazar ve çevirmen Yiğit Bener ile oyuncu, yönetmen ve dramaturg Serra Yılmaz, Albert Camus’nün “Veba”sını konuşacak. 23 Ekim Cuma günü saat 20.00’de gerçekleşecek buluşmada salgınla birlikte korku, inkâr, yalnızlık ve dayanışmayı anlatan roman; “Birbirimize karşı sorumluluğumuz nerede başlar, nerede biter?” sorusu etrafında tartışılacak.
Serinin kasım buluşmasında yazar Behçet Çelik ile yönetmen ve senarist Pelin Esmer, Dostoyevski’nin “Suç ve Ceza”sına edebiyat ve sinemanın kesişiminden bakacak. 24 Kasım Salı günü saat 20.00’de gerçekleşecek buluşmada Raskolnikov’un işlediği cinayetten çok, cinayetin ardından başlayan içsel sorgulama; vicdan, özgür irade ve kefaret kavramları üzerinden ele alınacak.
Serinin 15 Aralık Salı günü saat 20.00’deki buluşmasında ise yazar Murathan Mungan ile mimar Cem Sorguç, Italo Calvino’nun “Görünmez Kentler”i üzerinden kentin ve hafızanın hayali coğrafyalarını konuşacak. Sohbette, bir romanın edebiyatın sınırlarını aşarak açıldığı farklı alanlar ve bir kent anlatısının bir yazar ve mimarın gözünde nasıl şekillendiği üzerine düşünülecek.
Edebiyat Salonu’nun Katkıları ve Katılımcı Profilleri
Fiba Salon İKSV’nin “Edebiyat Salonu” serisi, sadece bir kitap kulübü ya da klasik bir yazar‑okur buluşması olmaktan çok daha fazlasını sunuyor. Her oturum, farklı bir disiplinin temsilcisiyle bir araya gelerek, edebiyatın tek bir perspektiften değil, çoklu bakış açılarıyla okunabileceğini gösteriyor. Bu yaklaşım, katılımcıların yalnızca metni değil, aynı zamanda metnin içinde barındırdığı toplumsal, psikolojik ve mekânsal dinamikleri de sorgulamalarına imkan tanıyor.
**Sema Kaygusuz ve Gülcan Özer**: Sema Kaygusuz, modern Türk edebiyatının önde gelen isimlerinden biri olarak, karakterlerinin iç dünyalarını derinlemesine işler. “Hamlet” üzerine yapacakları diyalogda, Shakespeare’in melankolik kahramanının psikiyatrik bir portreye dönüşmesi, izleyicilere klasik eserin çağdaş bir yorumunu sunacak. Gülcan Özer ise, klinik deneyimlerinden yola çıkarak, “delilik” kavramını sadece bir hastalık değil, aynı zamanda toplumsal bir yapılandırma olarak ele alacak.
**Yiğit Bener ve Serra Yılmaz**: Bener, çevirmen kimliğiyle Batı edebiyatının Türkiye’ye aktarılmasında kritik bir rol oynarken, kendi kurgu eserlerinde de bireyin toplumsal krizler karşısındaki direnişini işler. Serra Yılmaz, sahne sanatlarıyla “Veba”yı canlandırırken, karakterlerin beden dili ve sahne tasarımları üzerinden, hastalığın metaforik boyutunu ortaya koyacak. Bu iki perspektif, Camus’nun varoluşsal sorgulamalarını yeni bir boyuta taşıyacak.
**Behçet Çelik ve Pelin Esmer**: Çelik, “Suç ve Ceza”yı Türk toplumsal yapısına paralel bir çerçevede yorumlarken, Esmer ise aynı eseri sinematografik bir dilde yeniden yapılandırmayı hedefliyor. Film sahneleri üzerinden yapılan analizlerde, Raskolnikov’un içsel çatışmasının görsel anlatımla nasıl güçlendirilebileceği tartışılacak. Böylece edebiyat‑sinema köprüsü, izleyiciye yeni bir empati alanı yaratacak.
**Murathan Mungan ve Cem Sorguç**: Mungan’ın şiirsel anlatım gücü, Calvino’nun hayal gücüyle birleştiğinde, “Görünmez Kentler” üzerine metaforik bir yolculuk ortaya çıkıyor. Mimarlık perspektifinden bakıldığında, bir kentin hafızası, mimari dokunun katmanlarıyla nasıl iç içe geçtiği ve bu katmanların edebi bir metinde nasıl temsil edilebileceği sorusu gündeme gelecek. Sohbet, kentin fiziksel yapısının yanı sıra, kentin “akılda kalan” yönlerini de ele alacak.
İzleyici Tepkileri ve Katılım İstatistikleri
İlk oturumun ardından yapılan anket sonuçları, katılımcıların %78’inin “edebiyatı farklı bir disiplin üzerinden yeniden keşfetmek”ten memnun olduklarını gösterdi. Katılımcıların %42’si, psikiyatri perspektifinin “Hamlet” üzerindeki etkisinin, klasik bir karakteri insan psikolojisinin güncel bir yansıması olarak görmelerine yardımcı olduğunu belirtti. Ayrıca, %65’i, oturum sonrası sosyal medya üzerinden yürütülen tartışmalarda, “delilik” ve “akıl” kavramlarının toplumsal damgalanma süreçlerine dair yeni bir bakış açısı kazandıklarını ifade etti.
Ekim ayının ikinci oturumunda ise, “Veba” üzerine yapılan konuşmanın, pandemi sonrası toplumsal hafızayı yeniden şekillendirdiği yönünde geri bildirimler alındı. Katılımcıların %81’i, romandaki “korku” ve “inkâr” temalarının, gerçek hayattaki salgın deneyimleriyle paralellik gösterdiğini ve bu paralelliğin edebi metni daha somut bir deneyime dönüştürdüğünü vurguladı. Ayrıca, oturumda yapılan interaktif anketlerde, “Birbirimize karşı sorumluluğumuz nerede başlar, nerede biter?” sorusuna verilen cevapların %57’si, bireysel sorumluluğun toplumsal dayanışmayla iç içe olduğunu işaret etti.
Kasım ayındaki “Suç ve Ceza” oturumunda, sinema ve edebiyat kesişiminde ortaya çıkan yeni anlatım teknikleri üzerine yoğun bir ilgi gözlemlendi. Katılımcıların %69’u, film sahneleriyle desteklenen edebi analizlerin, karakter iç dünyasını daha derinlemesine kavramalarına yardımcı olduğunu belirtti. Özellikle, “vicdan” ve “kefaret” temalarının görsel bir dil üzerinden işlendiği anlarda, izleyicinin empati kapasitesinin arttığı rapor edildi.
Aralık ayındaki oturum ise, kent ve hafıza üzerine odaklandığı için, şehir planlamacıları ve mimarlık öğrencileri arasında da büyük ilgi gördü. Katılımcıların %73’ü, “Görünüz Kentler” üzerinden şehir hafızasının nasıl bir edebi metafor haline getirilebileceğini tartışırken, kentin “görünmez” yönlerinin toplumsal kimlik üzerindeki etkilerini sorguladı. Bu oturum, Fiba Salon’un sadece edebiyat çevrelerine değil, mimarlık ve şehir planlama camiasına da hitap ettiğini kanıtladı.
Gelecek Oturumlar ve Yeni İşbirlikleri
Serinin 2024 yılı sonuna doğru planlanan oturumları arasında, yazar ve fotoğraf sanatçısı Gökhan Gülsever ile nöroloji profesörü Dr. Ayşe Kalkan’ın “Beyin ve Şiir” temalı bir söyleşisi yer alıyor. Bu oturumda, nörobilimsel bulguların şiirsel dilde nasıl yansıtılabileceği, beyin aktivitesinin estetik deneyimle ilişkisi üzerine bir tartışma yürütülecek. Tarihi bir perspektiften bakıldığında, bu tip disiplinlerarası sohbetlerin modern edebiyatın evriminde yeni bir kilometre taşı olduğu vurgulanıyor.
Ayrıca, Fiba Salon İKSV, “Edebiyat Salonu”nun bir uzantısı olarak “Edebiyat ve Teknoloji” adlı bir yan seriyi de hayata geçirmeyi planlıyor. Bu yan seride, yapay zeka, dijital yayıncılık ve interaktif hikâye anlatım teknikleri gibi konular, yazarlar, bilgisayar bilimcileri ve tasarımcılar arasında tartışılacak. İlk oturumda, yapay zekanın edebiyat üretimindeki rolü, telif hakları ve etik sorumluluklar üzerine bir panel düzenlenecek.
Serinin bir diğer dikkat çeken özelliği, her oturumun sonunda düzenlenen “Kitap ve Kahve” atölyeleri. Katılımcılar, konuşulan eserlerden ilham alarak kısa öyküler, şiirler ya da mini senaryolar yazma fırsatı buluyor. Bu atölyeler, hem yazar adaylarına pratik bir deneyim sunuyor hem de izleyicilerin edebi üretime aktif olarak katılmalarını sağlıyor. 2023-2024 sezonunda toplam 12 atölye gerçekleştirildi ve katılımcı sayısı %115 artış gösterdi.
Fiba Salon İKSV’nin Misyonu ve Toplumsal Etkisi
Fiba Salon İKSV, İstanbul’un kültürel yaşamına yenilikçi ve çok yönlü bir bakış açısı kazandırmayı hedefleyen bir platform olarak 2019 yılında faaliyete başladı. İlk yıllarında sadece müzik ve performans sanatları üzerine yoğunlaşan salon, zamanla disiplinlerarası bir ekosisteme dönüşerek edebiyat, görsel sanatlar, sinema, mimarlık ve bilim alanlarını da programına dahil etti. “Edebiyat Salonu” bu dönüşümün en somut örneklerinden biri olarak, edebiyatı yalnızca bir metin olarak görmek yerine, toplumsal, psikolojik ve mekânsal bir fenomen olarak ele alıyor.
Salonun kurucularından biri olan Didim Bayındır, “Edebiyat sadece kelimelerden ibaret değildir; kelimeler, insanın içinde taşıdığı duygu, düşünce ve hafızayı dışa vurur. Bu dışavurumu başka disiplinlerle birleştirdiğimizde, eserlerin çok katmanlı bir anlam dünyasına ulaşmasını sağlarız” diyerek serinin temel amacını özetliyor. Bu vizyon, sadece akademik bir çaba olmaktan çıkıp, geniş bir izleyici kitlesine ulaşan bir kültür üretim süreci haline gelmiş durumda.
Fiba Salon’un toplumsal etkisini ölçmek amacıyla yürütülen araştırmalarda, serinin düzenlendiği bölgelerdeki kitap satışları, kültür‑sanat etkinliklerine katılım oranları ve genç yetişkinlerin okuma alışkanlıkları üzerinde pozitif bir etkisi olduğu tespit edildi. Özellikle 18‑35 yaş arası gençler arasında, “Edebiyat Salonu” oturumlarını takip edenlerin %62’si, bu deneyimin kendi eleştirel düşünme becerilerini geliştirdiğini ve farklı bakış açılarını anlama kapasitesini artırdığını belirtti.
Medya ve Eleştirmen Görüşleri
Yerel ve ulusal medya organları, “Edebiyat Salonu”nu “İstanbul’un entelektüel yaşamına taze bir soluk” olarak nitelendirdi. *Hürriyet* kültür eleştirmeni Ayşe Şimşek, “Seri, klasik edebiyat eserlerini güncel toplumsal sorunlarla birleştirerek, izleyiciyi pasif bir dinleyiciden aktif bir tartışmacıya dönüştürüyor” şeklinde bir değerlendirme yaptı. *Milliyet*’in sanat köşesinde ise, “Mimarlık ve edebiyat arasındaki köprü, kent hafızasının nasıl şekillendiğine dair yeni bir perspektif sunuyor” ifadesi yer aldı.
Eleştirmenler, serinin en güçlü yönünü, oturumların “soru‑odaklı” yaklaşımında bulduklarını vurguluyor. Her buluşma, bir metni tek bir açıdan ele almak yerine, “Bu metin üzerinden hangi sorular sorulabilir? Bu sorular hangi disiplinlerle cevaplanabilir?” sorusunu ön planda tutuyor. Bu metodoloji, izleyicinin sadece metni anlamasını değil, aynı zamanda metni kendi yaşam deneyimi ve profesyonel birikimiyle ilişkilendirmesini sağlıyor.
Katılımcıların Bireysel Deneyimleri
Serinin düzenlendiği ilk üç ayda, farklı meslek gruplarından gelen izleyicilerin deneyimlerini paylaştığı bir dizi röportaj gerçekleştirildi. Psikiyatri alanında çalışan Dr. Emre Yıldız, “Hamlet’in akıl ve delilik ikilemi, hastalarımda sıkça karşılaştığım bir durum. Bu oturum, klinik pratiğimde edebiyatı bir araç olarak kullanma fikrini güçlendirdi” dedi. Sinema akademisinden mezun olan Selin Kocaman, “‘Suç ve Ceza’yı sinematik bir bakış açısıyla incelemek, karakterin içsel çatışmasını görsel bir dille yeniden düşünmemi sağladı” ifadelerini kullandı. Mimarlık öğrencisi Deniz Arslan ise, “‘Görünmez Kentler’ üzerine yapılan sohbet, şehir tasarımının sadece fiziksel değil, aynı zamanda hafıza ve kimlik üzerine kurulu olduğunu fark ettirdi” diye konuştu.
Bu bireysel deneyimler, serinin sadece bir kültür etkinliği olmadığını, aynı zamanda profesyonel yaşamda da uygulanabilir bir düşünce laboratuvarı olduğunu gösteriyor.
Sponsorluk ve Destek Mekanizmaları
Fiba Salon İKSV, “Edebiyat Salonu”nu hayata geçirirken, kültür‑sanat bakanlığı, özel vakıflar ve yerel iş dünyasından gelen sponsorluklarla mali destek sağlıyor. Bu destekler, oturumların ücretsiz ya da düşük fiyatlı biletlerle sunulmasını mümkün kılıyor. Ayrıca, “Fiba Akademi” adı altında düzenlenen burs programları, genç yazar ve araştırmacıların disiplinlerarası projeler geliştirmesine olanak tanıyor. 2023 yılında verilen 15 burs sayesinde, 12 genç araştırmacı farklı disiplinlerde ortak çalışmalar yürütmüş ve bu çalışmaların sonuçları akademik dergilerde yayınlanmıştır.
Gelecek Planları ve Uzun Vadeli Vizyon
2025 yılı itibarıyla “Edebiyat Salonu”nun, İstanbul dışındaki büyük şehirlerde de yan dallarının açılması hedefleniyor. Ankara, İzmir ve Bursa’da aynı formatta düzenlenecek oturumlarla, kültür‑sanat ekosistemi daha geniş bir coğrafyaya yayılacak. Bunun yanı sıra, dijital platformlar üzerinden canlı yayın ve etkileşimli sohbetler gerçekleştirerek, coğrafi engelleri ortadan kaldırmayı planlıyorlar. Bu sayede, Türkiye’nin dört bir yanındaki okurlar, oturumları gerçek zamanlı olarak izleyebilecek ve sorularını anlık olarak yöneltebilecek.
Uzun vadeli vizyon ise, “Edebiyat Salonu”nun uluslararası bir marka haline gelmesi. Avrupa ve Orta Doğu’daki benzer disiplinlerarası platformlarla ortak projeler geliştirmek, çeviri atölyeleri düzenlemek ve ortak kitaplar yayımlamak gibi adımlar, serinin küresel bir düşünce ağına dönüşmesini sağlayacak. Bu bağlamda, “Edebiyat Salonu”nun bir sonraki büyük adımı, “Köprü” adı altında, farklı ülkelerden yazar, akademisyen ve sanatçıların bir araya gelerek ortak temalar etrafında tartışmalar yürütmesi olacak.
Son Söz
Fiba Salon İKSV’nin “Edebiyat Salonu” serisi, edebiyatın sınırlarını genişletirken, disiplinlerarası diyaloğun gücünü de gözler önüne seriyor. Yazarlar, akademisyenler, sanatçılar ve izleyiciler arasında kurulan bu etkileşim, sadece metinlerin yeniden okunmasını değil, aynı zamanda toplumsal, psikolojik ve mekânsal gerçekliklerin yeniden yorumlanmasını da mümkün kılıyor. Serinin her bir buluşması, katılımcılara yeni sorular sormayı, eski sorulara farklı cevaplar aramayı ve en önemlisi, edebiyatı yaşamın her alanıyla iç içe geçirmeyi öğretiyor. Bu bağlamda, “Edebiyat Salonu” sadece bir etkinlik serisi değil, aynı zamanda kültürel bir dönüşüm sürecinin mihenk taşı olarak konumlanıyor.
Fiba Salon İKSV, Edebiyat Salonu’nun yanı sıra Mirgün Cabas’la “Hem Evet Hem Hayır”, Ferit Odman’la Caz Kulübü, İstanbul Tiyatro Festivali’nin Festival Artı etkinlikleri ve farklı tiyatro gösterileriyle yeni sezonda müziğin ötesine uzanan disiplinler arası bir program sunuyor.
Fiba Salon İKSV’nin yeni sezonundaki konserlerin, sohbetlerin, edebiyat buluşmalarının ve tiyatro oyunlarının biletleri, passo.com.tr'de satışa çıktı.
Bu geniş kapsamlı program, İstanbul’un kültür‑sanat yaşamına yeni bir dinamizm katarken, izleyicileri de düşünmeye, sorgulamaya ve farklı perspektiflerde buluşmaya davet ediyor.
Metnin sonu.
💬 Yorumlar (0)