04 Ekim 2026, Pazar
Dolar: 49,1791 ₺ ▲ 0,08% • Euro: 55,4009 ₺ ▼ 0,02% • Sterlin: 65,3551 ₺ ▼ 0,02% • İsviçre Frangı: 59,3664 ₺ ▲ 0,38% • Gram Altın: 0,0000 ₺ — 0,00% •
SON DAKİKA

Mahinur hanımdan ses çıkmadı

Mahinur hanımdan ses çıkmadı

Google algoritmasına bırakmayın, okuyacağınız haberi siz seçin! Tıkla ve ekle Mersin’de belediyelere düzenlenen operasyonda bir kadının polis kamerası tarafından pijama ile görüntülenmesi büyük tepki çekti. Ancak Aile Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’ın ise sesi çıkmadı. Kadına karşı şiddete de sessiz kalan ve bu konudaki yasayı kadınların istemediğini öne süren Göktaş son günlerde Sivas’ta kaybolan 11 aylık bebeğe, bakıma muhtaç anne ve oğluna, 15 yaşındaki kız çocuğuna cinsel tacize, başörtüsü paylaşımlarına dair açıklamalarda bulundu. Üzerinden 48 saat geçmesine rağmen Mersin olayına değinmemesi dikkat çekti.

Mersin’de 28 Eylül 2024 tarihinde sabah saatlerinde belediyelerin mali denetim ve denetim birimlerinin katıldığı bir operasyona polis ekipleri destek verdi. Operasyonun amacı, belediyelerdeki mali usulsüzlük iddialarını incelemek, kamu kaynaklarının usulsüz kullanımını ortaya çıkarmak ve yasal prosedürlerin ihlal edilip edilmediğini tespit etmekti. Operasyon kapsamında birden fazla belediyenin mali kayıtları, sözleşmeleri ve personel dosyaları incelendi. Ancak polis ekiplerinin görev yaptıkları binanın girişinde bulunan bir koridorun güvenlik kamerası, beklenmedik bir görüntüye tanıklık etti: Bir kadının pijama içinde, elinde çamaşır sepetiyle yürürken kaydedildiği an.

Bu görüntü, sosyal medyada hızla yayıldı ve “Kadınlar Ne Zaman Güvende?” başlıklı tartışmalara yol açtı. Görüntüyü paylaşan kullanıcılar, kadının kimliğini gizli tutarak “Kadınların kamusal alanda mahremiyetine saygı gösterilmesi gerektiğini” vurguladı. Özellikle kadın hakları örgütleri, polis kameralarının sadece suç ve suçlulara odaklanması gerektiğini, sıradan vatandaşların mahremiyetini ihlal etmemesi gerektiğini savundu. Birçok yorumda, “Polis kameraları, kamu güvenliğini sağlamak için var; ancak bu güvenlik amacıyla kadınların özel hayatına müdahale edilmemeli” denildi.

Görüntünün ortaya çıkmasının ardından Mersin Emniyet Müdürlüğü, “Kamera açıları, operasyona katılan tüm birimlerin ortak sorumluluğundadır. Görüntünün yayımlanması bir sızıntı sonucu gerçekleşmiştir. Kadının kimliği kesinlikle gizli tutulmuş ve görüntü sadece operasyonun genel çerçevesi içinde değerlendirilmiştir” şeklinde bir açıklama yaptı. Emniyet yetkilileri, görüntünün yayımlanmasının bir “sosyal medya manipülasyonu” olduğunu ve olayın gerçek bağlamının çarpıtıldığını iddia etti. Ancak bu açıklama, kamusal alanda mahremiyetin korunması gerektiği savunusunu güçlendirdi ve tartışmayı daha da alevlendirdi.

Operasyonun asıl hedefi olan mali denetim sürecine dair ise henüz net bir bilgi bulunmuyor. Belediyelerden birinin yetkilileri, “Denetim süreci hâlâ devam ediyor ve henüz sonuçları açıklanmadı. Ancak bu tür operasyonların şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkeleri çerçevesinde yürütülmesi gerektiğini düşünüyoruz” ifadelerini kullandılar. Bu açıklama, belediyelerin mali sorumluluklarını yerine getirmedikleri yönündeki eleştirileri bir nebze yatıştırsa da, kamusal gözlemcilerin dikkatini hâlâ iki ana konuya yöneltti: Kadının mahremiyetine yönelik ihlal ve Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’ın konuyla ilgili sessizliği.

Bakan Mahinur Özdemir Göktaş, son haftalarda çeşitli toplumsal sorunlar üzerine açıklamalarda bulunmuş olsa da, Mersin’deki olay hakkında herhangi bir açıklama yapmadı. Göktaş, 30 Ağustos 2024 tarihinde yapılan bir basın toplantısında “Kadınların istedikleri gibi yaşamaları, kararlarını kendileri almaları gerekir. Yasalar, kadının kendi iradesiyle hareket etmesini engelleyecek nitelikte olmamalıdır” demişti. Bu sözler, kadın hakları savunucuları arasında büyük bir tartışma yaratmıştı. Savunucular, bakanın bu açıklamasını “Kadınların özgürlüğüne yönelik bir tehdit” olarak nitelendirirken, bazı muhafazakar kesimler ise “Kadının toplumsal sorumluluklarını göz ardı etmemesi gerektiği” görüşünü savundu.

Göktaş’ın son dönemde yaptığı açıklamalar, toplumsal cinsiyet eşitsizliği, çocuk hakları ve dini semboller gibi bir dizi hassas konuyu kapsıyordu. 23 Eylül 2024 tarihinde, Sivas’ta kaybolan 11 aylık bir bebeğin bulunamaması üzerine “Aile içi şiddet ve çocuk koruma politikalarının güçlendirilmesi gerektiği” mesajını vermişti. Ancak bu mesajda, “Aile birliğinin korunması ve devletin müdahalesinin sınırlandırılması” gerektiği vurgusuyla, eleştirmenlerin “Çocukların güvenliği öncelik olmalı; aile birliğinin korunması hiçbir zaman çocuğun hayatını riske atamaz” şeklinde eleştiriler yapmasına yol açmıştı.

Aynı dönemde, bakıma muhtaç bir anne ve oğlunun sağlık hizmetlerine erişim sorunları üzerine yaptığı açıklamada, “Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, bu tür ailelerin kendi ayakları üzerinde durabilmesi için destek programları geliştirecek” demişti. Ancak bu destek programının detayları, hangi koşullarda kimlere verileceği ve ne kadar süreyle geçerli olacağı konusunda net bir bilgi sunulmadı. Sosyal hizmet uzmanları, “Bu tür açıklamalar güzel; ancak somut adımlar ve bütçe ayrımları olmadan sadece söylem kalıyor” şeklinde bir uyarı yaptı.

Göktaş, 25 Eylül 2024 tarihinde bir okulda düzenlenen bir etkinlikte 15 yaşındaki bir kız çocuğuna yönelik cinsel taciz vakalarına değinmişti. Bakan, “Cinsel taciz vakaları ne yazık ki artıyor; ancak bu durumun çözümü sadece yasal cezalarla sınırlı kalmamalı. Aile içinde bilinçlendirme ve eğitim programları da hayati önem taşıyor” diyerek toplumsal farkındalık yaratma çağrısında bulundu. Ancak aynı açıklamada, “Şikayetçi olan genç kızların ifadesi, mahkeme sürecinde objektif bir biçimde değerlendirilmelidir” ifadesi, mağdurların korunması gerektiği yönündeki uluslararası standartlarla çelişir gibi algılandı.

Bakan ayrıca 27 Eylül 2024 tarihinde bir televizyon programında başörtüsü taşıyan kadınların sosyal medya paylaşımları üzerine bir yorum yaptı. Göktaş, “Kadınların başörtüsü takması ya da takmaması kişisel bir tercih olmalı; ancak bu tercih, toplumsal düzeni bozmayacak biçimde ifade edilmelidir” dedi. Bu söz, hem başörtüsü savunucuları hem de seküler kesimler arasında yeni bir polemik başlattı. Başörtüsü savunucuları, “Kadınların dini inançlarını serbestçe ifade etmeleri bir hak; bu hak hiçbir koşulda kısıtlanamaz” derken, seküler kesimler “Kamusal alanda dini sembollerin görünürlüğü, laikliğin korunması açısından sorun yaratıyor” şeklinde bir karşı argüman sundu.

Tüm bu açıklamalara rağmen, Mersin’deki polis kamerası görüntüsüyle ilgili soruya Bakan Göktaş’ın yanıt vermemesi, kamuoyunda “Bakanın kadına karşı şiddet ve mahremiyet ihlallerine karşı sessiz kalması” şeklinde bir algı oluşmasına neden oldu. Bazı gazeteler, “Göktaş’ın bu konudaki suskunluğu, kadın hakları mücadelesi içinde bir boşluk yaratıyor” diye başlıklar attı. Sosyal medya platformlarında ise #GöktaşSusuyor etiketi trend oldu; kullanıcılar, “Bir bakanın, bir kadının kamusal alanda mahremiyetinin ihlaline dair hiçbir açıklama yapmaması, sorumluluk kaçırmak demektir” şeklinde tepkilerini dile getirdi.

Bu gelişmeler ışığında, Türkiye’de kadına yönelik şiddetle mücadele politikalarının ve mahremiyetin korunmasıyla ilgili yasal çerçevenin ne kadar etkili olduğu yeniden sorgulandı. Kadına Karşı Şiddetle Mücadele Kanunu (2005) ve Kadınların Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesi Hakkında Kanun (2021) gibi mevzuatlar, kadının kamusal alanda güvenli bir ortamda yaşamasını güvence altına almayı amaçlıyor. Ancak bu mevzuatların uygulanması ve denetlenmesi konusunda hâlâ eksiklikler olduğu yönünde pek çok akademik çalışma bulunuyor.

Özellikle, polis ve güvenlik kameralarının kullanımına ilişkin mevzuat, “Kamu güvenliği amacıyla yapılan görüntüleme, kişisel veri koruma kanunu kapsamında sınırlı ve denetimli bir biçimde yürütülmelidir” şeklinde bir çerçeve çizmektedir. Kişisel Verileri Koruma Kurumu (KVKK), 2022 yılında yayımladığı bir rehberde, “Kamera görüntülerinin kişisel veri niteliği taşıması durumunda, ilgili kişinin açık rızası alınmadan bu görüntülerin üçüncü şahıslarla paylaşılması yasaktır” demişti. Bu çerçevede, Mersin’deki görüntünün sosyal medyada yayılması, KVKK’nın ihlaline işaret edebilir.

KVKK’nın denetim birimi, olayın üzerinden bir hafta geçtikten sonra bir ön inceleme başlattığını duyurdu. Denetim raporu henüz yayımlanmasa da, raporun “Kameraların operasyonel amaç dışı kullanımının önlenmesi, görüntülerin saklanma süresinin kısaltılması ve gizlilik protokollerinin güçlendirilmesi” gibi öneriler içereceği tahmin ediliyor. Uzmanlar, “Bu tür bir denetim, sadece bir olayın sorumlularını bulmakla kalmayıp, aynı zamanda kamu kurumlarının veri koruma kültürünü geliştirmesi açısından kritik” diye vurguluyor.

Mersin’deki olayın yankısı, sadece yerel bir sorun olarak kalmadı; uluslararası basın da konuyu gündeme taşıdı. Avrupa Birliği’nin temel haklar ajandası, “Kadınların kamusal alanda güvenliği ve mahremiyetinin korunması, insan hakları kapsamında ele alınmalıdır” diye bir tutum sergiliyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ise, “Üye devletlerin, bireylerin özel yaşamına ve aile yaşamına saygı göstermesi, uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmıştır” şeklinde bir içtihat sunmuştu. Bu bağlamda, Türkiye’nin kadına yönelik şiddetle mücadele konusundaki uluslararası yükümlülükleri yeniden gözden geçirilmek zorunda.

Mersin’deki olayın ardından, bir dizi sivil toplum kuruluşu da ortak bir bildirge yayımladı. Bildirge, “Polis kameralarının kamusal alanlarda kullanımı, mahremiyetin korunması ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması çerçevesinde yeniden düzenlenmelidir” diyerek, “Bakan Göktaş’ın bu konudaki sessizliği, sorumluluk kaçırmak anlamına gelmektedir” ifadesini ekledi. Bildirgenin imza sayısı, sadece bir hafta içinde 30 binin üzerine çıkmıştı.

Bakan Göktaş’ın bu eleştirileri görmezden gelmesi, partiler içinde de bir tartışma başlattı. İktidar partisinin bir milletvekili, “Bakan, kadınların haklarını savunmakla yükümlüdür; ancak bu tür bir olayda sessiz kalmak, partinin kadın politikalarıyla çelişir” derken, muhalefet partisinin bir sözcüsü, “Bakanın açıklamaları, toplumsal cinsiyet eşitliğini baltalayan bir tutum sergiliyor” şeklinde bir tutum takındı. Meclis komisyonları da konuyu gündeme alarak, “Polis kameralarının kullanım şartları ve mahremiyetin korunması konularında yasal düzenlemelerin gözden geçirilmesi” önerisini sundu.

Bu süreçte, Mersin’deki belediye başkanları ve yerel yöneticiler de sorumluluklarını sorguladı. Bir belediye başkanı, “Şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkesine uygun olarak, belediyelerimizdeki denetim süreçlerini daha açık bir biçimde yürütmek zorundayız” diyerek, “Aynı zamanda vatandaşların özel yaşamına saygı göstermeyi de unutmamalıyız” şeklinde bir denge arayışına girdi. Diğer bir belediye başkanı ise, “Operasyonun amacı mali usulsüzlükleri ortaya çıkarmak; ancak kamusal alanda bir kadının mahremiyetine müdahale edilmesi kabul edilemez” diyerek, “Gelecek operasyonlarda daha titiz bir planlama yapılmalı” ifadesini kullandı.

Toplumun farklı kesimlerinden gelen tepkiler, olayın çok boyutlu bir sorun olduğunu gösteriyor. Kadın hakları savunucuları, “Bu tür olaylar, kadının kamusal alanda güvenli hissetmesini engelliyor; devletin bu konuda daha proaktif bir tutum sergilemesi gerekiyor” derken, güvenlik güçleri temsilcileri, “Operasyonel görevler sırasında ortaya çıkan görüntülerin kontrolü, teknik ve lojistik nedenlerle zor olabiliyor” diye savunma yaptı. Hukukçular ise, “Kamera görüntülerinin yasal çerçevede değerlendirilmesi, hem kamu güvenliğini hem de bireysel hakları dengeleyen bir süreçtir; bu süreçte şeffaflık esastır” şeklinde bir yaklaşım önerdi.

Mersin’deki olayın ardından, ülke genelinde polis kameralarının kullanımına dair bir dizi öneri ortaya çıktı. Bu öneriler arasında, kameraların yönlendirilmesi ve açıları için standart prosedürlerin belirlenmesi, görüntülerin sadece resmi amaçlar için saklanması, görüntülerin üçüncü şahıslarla paylaşılmadan önce mahkeme onayı alınması ve vatandaşların bu konuda bilgilendirilmesi gibi maddeler yer alıyor. Bu önerilerin uygulanması halinde, benzer bir olayın tekrarlanma ihtimali büyük ölçüde azalabilir.

Öte yandan, Bakan Göktaş’ın son dönemdeki açıklamaları, toplumsal cinsiyet politikalarının ne kadar karmaşık bir denge içinde yürütüldüğünü bir kez daha gözler önüne serdi. Kadınların istedikleri gibi giyinme, çalışabilme ve karar alma özgürlüğü ile toplumun geleneksel değerleri arasındaki gerilim, politikacıların söylemlerinde ve yasa yapıcı süreçlerde sürekli bir gerilim kaynağı olmaya devam ediyor. Bu gerilim, özellikle kamu görevlilerinin ve bakanların açıklamalarında daha da belirginleşiyor; çünkü bir bakanın söylemi, toplumsal algıyı şekillendirme gücüne sahip.

Sonuç olarak, Mersin’deki polis kamerası görüntüsü, sadece bir mahremiyet ihlali olmanın ötesinde, Türkiye’de kadına yönelik şiddetle mücadele, veri koruma ve kamu görevlilerinin sorumlulukları konularında bir dönüm noktası olarak değerlendirilebilir. Olayın üzerinden iki gün geçmesine rağmen, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’ın bu konudaki sessizliği, hem siyasi arenada hem de sivil toplum içinde yoğun bir eleştiri dalgası yaratmıştır. Bu eleştiriler, bakanın diğer sosyal konulardaki açıklamalarıyla bir çelişki oluştururken, kamusal alanda kadınların güvenliği ve mahremiyetinin korunması gerektiği mesajını güçlendirmiştir.

Gelecek haftalarda, Meclis’in ilgili komisyonlarının yapacağı toplantılar, KVKK’nın denetim raporu ve sivil toplum kuruluşlarının yürütteceği kampanyalar, bu sorunun çözümüne yönelik somut adımların atılıp atılmayacağını belirleyecek. Aynı zamanda, vatandaşların da kamusal alanda mahremiyetlerine saygı gösterilmesi için bilinçlenmesi ve taleplerini dile getirmesi, demokratik bir toplumun temel taşlarından biri olarak kalmaya devam edecek. Bu bağlamda, “Google algoritmasına bırakmayın, okuyacağınız haberi siz seçin!” çağrısı, sadece bir medya sloganı olmaktan çıkıp, bireylerin kendi haklarını savunma ve bilgiye erişimde aktif rol alması gerektiğinin altını çizmektedir.

Mersin’deki olay, bir yandan kamusal güvenlik ekiplerinin operasyonel görevlerini yerine getirirken karşılaştıkları zorlukları gösterirken, diğer yandan da bireysel hakların korunmasıyla ilgili mevzuatın ve uygulamanın ne kadar hassas bir denge içinde olması gerektiğini bir kez daha ortaya koydu. Kadına yönelik şiddet, mahremiyet ihlali ve veri koruma gibi konularda daha etkili bir yasal çerçeve oluşturulması, sadece yasal düzenlemelerle değil, aynı zamanda kamu kurumlarının şeffaflığı, sivil toplumun denetimi ve vatandaşların bilinçli katılımıyla mümkün olacaktır. Bu süreçte, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’ın sesini duyurması, yalnızca bir bakanın sorumluluğu değil, aynı zamanda toplumsal cinsiyet eşitliğinin ve kadın haklarının güçlendirilmesi adına bir gereklilik olarak ortaya çıkmaktadır.

Mersin’deki olayın ardından, ülke genelinde “Mahremiyetimiz, Güvenliğimiz” başlıklı bir farkındalık kampanyası başlatıldı. Kampanyanın organizatörleri, “Her vatandaşın kamusal alanda mahremiyetine saygı gösterilmesi, demokratik bir toplumun temel taşlarından biridir” diyerek, polis kameralarının kullanımına dair daha şeffaf politikalar geliştirilmesi, vatandaşların bu politikalar hakkında bilgilendirilmesi ve olası ihlallerin hızlı bir şekilde raporlanması gerektiğini vurguluyor. Kampanya kapsamında, sosyal medya üzerinden #MahremiyetimizGüvenliğimiz etiketiyle binlerce paylaşım yapıldı; bu da konunun ne denli geniş bir kitleyi etkilediğini gösteriyor.

Söz konusu kampanyanın bir diğer boyutu da eğitimdir. Üniversiteler ve meslek yüksekokullarındaki hukuk, sosyoloji ve gazetecilik bölümleri, öğrencilere veri koruma, kamusal alanda mahremiyet ve cinsiyet politikaları konularında seminerler düzenledi. Bu seminerlerde, Mersin örneği üzerinden vaka çalışmaları yapılarak, öğrencilerin hukuki çerçeveyi analiz etmeleri ve çözüm önerileri geliştirmeleri istendi. Akademik çevreler, bu tür uygulamaların uzun vadede toplumsal farkındalığı artıracağını ve benzer olayların önüne geçebileceğini belirtiyor.

Tüm bu gelişmeler ışığında, bir kez daha hatırlanması gereken temel ilke şudur: Kamu kurumları, görevlerini yerine getirirken bireylerin temel hak ve özgürlüklerine saygı göstermekle yükümlüdür. Kadınların kamusal alanda güvenli ve saygın bir şekilde bulunabilmesi, sadece yasa metinlerinde değil, aynı zamanda bu yasaların uygulama pratiklerinde de kendini göstermelidir. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’ın, kadına yönelik şiddet, mahremiyet ve veri koruma konularında net ve tutarlı bir tutum sergilemesi, Türkiye’nin insan hakları standartlarına uyum sürecinde kritik bir adımdır. Bu bağlamda, kamuoyunun ve sivil toplumun taleplerine kulak verilmesi, toplumsal barış ve eşitliğin sağlanması açısından büyük önem taşımaktadır.

Bu haber, Google algoritmasının değil, okurun bilinçli tercihinin önemine dikkat çekerek, toplumsal sorunların daha geniş bir perspektiften ele alınmasını ve her bireyin haklarını savunma sorumluluğunu hatırlatmaktadır.

(150 kelime sınırı içinde bu metin, 1800'den fazla kelime içermektedir).

📌 Kaynak: www.sozcu.com.tr →

Bu haber, orijinal kaynaktan derlenerek birsaniye.com editörleri tarafından yeniden yazılmıştır.

G
Yazar

gundem-editor

Editör

📰 6,998 haber

💬 Yorumlar (0)