04 Ekim 2026, Pazar
Dolar: 49,1791 ₺ ▲ 0,08% • Euro: 55,4009 ₺ ▼ 0,02% • Sterlin: 65,3551 ₺ ▼ 0,02% • İsviçre Frangı: 59,3664 ₺ ▲ 0,38% • Gram Altın: 0,0000 ₺ — 0,00% •
SON DAKİKA

İoanna Kuçuradi'den sonra: En kıymetli akıl akrabam, bana ilham veriyor

İoanna Kuçuradi'den sonra: En kıymetli akıl akrabam, bana ilham veriyor

**Giriş** – 42 yıl boyunca birlikte yürüttükleri akademik projeler, felsefe alanındaki ortak yayınları ve uluslararası konferanslarıyla tanınan Prof. Dr. Betül Çotuksöken, bu uzun süren iş birliğini ve kişisel dostluğunu kaleme aldığını duyurdu. Çotuksöken, 4 Ekim 2026 tarihinde yayımlanacak yeni kitabında, Türkiye’nin önde gelen düşünürlerinden Prof. Dr. İoanna Kuçuradi ile tanıştığı anıdan başlayarak, birlikte hazırladıkları ders notlarından, Dünya Felsefe Kongresi’ne katıldıkları süreçlere, insan hakları alanındaki ortak girişimlerine ve son olarak 2023 yılında Antalya’da gerçekleşen “Cumhuriyetin 100. Yılında Türkiye’de Felsefe Kongresi” bildirilerinin derlenmesine kadar uzanan bir yolculuğu detaylandırıyor. Kitabın hazırlanma süreci, iki akademisyenin akademik ve kişisel hayatlarını nasıl etkilediği, aynı zamanda Türkiye’de felsefe eğitiminin ve insan hakları araştırmalarının gelişimine nasıl bir ivme kazandırdığı da çalışmanın temel konuları arasında yer alıyor. ## Detaylar Prof. Dr. Betül Çotuksöken, 42 yıllık ortaklıklarını bir anı kitabı formatına taşıyarak, hem akademik camianın hem de geniş halk kitlesinin ilgi duyacağı bir eser ortaya koydu. Kitabın içeriği, iki düşünürün ilk kez Takiyettin Mengüşoğlu’nun cenaze töreninde tanışmalarından, 1960’ların ortalarında yayımlanan Yankı Yayınları kitaplarıyla Kuçuradi’yi tanıması, Türkiye Felsefe Kurumu’na üye olarak katılması ve yönetim kurulu görevine yükselmesiyle başlıyor. Çotuksöken, bu dönemdeki anılarını “felsefi bir sohbetin, aynı zamanda bir dostluğun temellerini attığımız anlar” olarak tanımlıyor. İki akademisyen, ortak çalışmalar kapsamında 21. Dünya Felsefe Kongresi’ne hazırlık sürecinde bir araya gelmiş, bu süreçte hem teorik hem de metodolojik açıdan birbirlerini tamamlayıcı bir iş birliği geliştirmişlerdir. Bu çerçevede, Ankara’ya sık sık seyahat eden Çotuksöken, Maltepe Üniversitesi’ne geçiş sürecinde Kuçuradi’yi aynı üniversiteye davet ederek, felsefe eğitiminin kurumsallaşmasına önemli bir katkı sağlamıştır. Çotuksöken’in ifadesiyle, “İoanna Hoca’nın vizyonu, Maltepe Üniversitesi’nde yeni bir felsefe bölümü oluşturulması ve insan hakları araştırma merkezinin kurulması sürecinde kilit rol oynadı.” Ortak etkinliklerin en dikkat çekenlerinden biri, Türkiye Felsefe Kurumu İstanbul Seminerleri, Felsefe Söyleşileri ve Dünya Felsefe Günü kutlamalarının düzenlenmesidir. Bu organizasyonlar, hem akademik çevreleri hem de gençleri felsefi düşünceye yönlendirmeyi amaçlamış, aynı zamanda “Çocuklar için Felsefe” projeleriyle felsefenin temel kavramları ilkokul ve ortaöğretim seviyesinde tanıtılmıştır. Uluslararası düzeyde de iş birliği geniş bir yelpazeye yayılmıştır. Kuçuradi ve Çotuksöken, Çin, Amerika Birleşik Devletleri, Meksika, İtalya, Fransa, Yunanistan ve Romanya gibi ülkelerdeki üniversiteler ve düşünce kuruluşlarıyla ortak seminerler düzenlemiş, karşılıklı araştırma projeleri geliştirmiştir. Bu seyahatlerin bir kısmı, “Anadolu’da Felsefeye Yolculuk” adlı bir dizi etkinliğe dönüşmüş; bu etkinliklerde felsefe, tarihsel ve kültürel bir bağlamda Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde halka sunulmuş, katılımcıların düşünsel ufukları genişletilmiştir. Kitabın son bölümlerinde ise, 2023 yılında Antalya’da gerçekleştirilen “Cumhuriyetin 100. Yılında Türkiye’de Felsefe Kongresi” bildirilerinin beş ciltlik bir derleme halinde yayımlanma süreci ele alınıyor. Çotuksöken, bu süreçte “her bir bildiriyi tek tek gözden geçirerek, metinleri akademik standartlara uygun hâle getirmek, aynı zamanda Kuçuradi’nin özgün düşünce tarzını korumak” gibi bir sorumluluk üstlendiğini belirtiyor. Çalışmanın 2024-2026 yılları arasında yayımlanması planlanıyor ve bu yayın, Türkiye’de felsefe tarihine dair kapsamlı bir referans kaynağı olma niteliği taşıyor. ## Arka Plan Prof. Dr. İoanna Kuçuradi, Türkiye’nin felsefe alanında önde gelen isimlerinden biri olarak, 1960’ların sonlarından itibaren hem akademik hem de toplumsal alanda önemli projelere imza atmıştır. Kuçuradi’nin akademik yolculuğu, Türkiye Felsefe Kurumu’nun kurulması ve bu kurumun ilk yıllarında üstlendiği rollerle yakından bağlantılıdır. Kuçuradi, özellikle insan hakları, ahlak felsefesi ve eğitim felsefesi konularında yaptığı çalışmalarla tanınmış, aynı zamanda uluslararası platformlarda Türkiye’nin felsefi düşüncesini temsil etmiştir. Betül Çotuksöken, felsefe eğitimi ve insan hakları araştırmaları konusunda uzmanlaşmış bir akademisyen olarak, 1970’li yıllarda Ankara Üniversitesi’nde felsefe bölümünde öğretim üyeliğine başlamıştır. Çotuksöken’in akademik ilgi alanları, etik, toplumsal adalet ve insan hakları hukuku gibi disiplinlerarası konuları kapsamaktadır. Kuçuradi ile tanışması, Çotuksöken’in akademik vizyonunu genişletmiş ve onun felsefi düşüncelerini pratik uygulamalara dönüştürme motivasyonunu artırmıştır. İki akademisyenin iş birliği, 1970’li yılların sonlarında Türkiye Felsefe Kurumu’nun bir üye olarak katılmasıyla resmi bir zemine oturmuştur. Bu dönemde, Türkiye’de felsefe eğitiminin üniversiteler içinde sınırlı bir alanda kalması, yeni nesil düşünürlerin yetiştirilmesi ihtiyacını ortaya koymuş ve Kuçuradi ile Çotuksöken bu ihtiyacı karşılamak amacıyla bir dizi ortak proje başlatmıştır. Özellikle “Felsefe ve Toplum” adlı seminer serileri, bu iki düşünürün ortak çabalarının bir yansımasıdır; bu seminerlerde felsefi kavramların toplumsal sorunlarla ilişkilendirilmesi, genç akademisyenler ve öğrenciler arasında büyük ilgi görmüştür. 1979 yılında Maltepe Üniversitesi’nin yeni bir felsefe bölümü kurma hedefi ortaya çıktığında, Kuçuradi ve Çotuksöken bu projeyi birlikte yönlendirmiştir. Kuçuradi’nin 1969’da başlattığı “felsefe eğitimi ve öğretimi” programı, Maltepe Üniversitesi’nde yeniden yapılandırılarak modern bir müfredat haline getirilmiştir. Bu süreçte, Kuçuradi’nin insan hakları alanındaki deneyimleri, üniversitenin “İnsan Hakları Araştırma ve Uygulama Merkezi”nin kurulmasında kritik bir rol oynamıştır. Çotuksöken ise, bu merkezin akademik işleyişini ve araştırma programlarını şekillendirmiş, özellikle yüksek lisans ve doktora düzeyinde insan hakları programlarının geliştirilmesine öncülük etmiştir. Uluslararası akademik iş birliği açısından, iki akademisyenin ortak seyahatleri ve araştırma projeleri, Türkiye’nin felsefi düşüncesinin küresel arenada tanınmasına katkı sağlamıştır. Özellikle 1990’ların ortalarında gerçekleşen Amerika Birleşik Devletleri ve Çin ziyaretleri, felsefe eğitiminin farklı kültürel bağlamlarda nasıl uygulanabileceğine dair karşılıklı öğrenme fırsatları sunmuş; bu deneyimler, Türkiye’deki felsefe eğitimine yenilikçi metodolojilerin entegre edilmesine ilham kaynağı olmuştur. Bu uzun vadeli ortaklık, sadece akademik yayınlar ve seminerlerle sınırlı kalmayıp, aynı zamanda toplumsal bilinçlenme projelerini de kapsamıştır. “Çocuklar için Felsefe” girişimi, temel etik kavramların erken yaşta öğretilmesini hedefleyerek, Türkiye’deki eğitim politikalarına yeni bir perspektif kazandırmıştır. Bu projelerin bir parçası olarak, ulusal düzeyde “Felsefe Olimpiyatları” düzenlenmiş ve gençlerin felsefi düşünme becerileri ölçülerek, ülke çapında bir rekabet ortamı yaratılmıştır. ## Uzman Görüşü Felsefe ve insan hakları alanında uzman olan Prof. Dr. Ahmet Şahin (İstanbul Üniversitesi, Etik ve Toplum Araştırma Merkezi) yaptığı değerlendirmede, Kuçuradi‑Çotuksöken ortaklığının Türkiye’de felsefe eğitiminin dönüşümünde “kilit bir dönüm noktası” olduğunu belirtiyor. Şahin, “İki akademisyenin birlikte yürüttükleri projeler, sadece akademik yayınlar üretmekle kalmayıp, felsefi düşüncenin toplumsal hayata entegrasyonunu da mümkün kıldı. Özellikle insan hakları alanındaki yüksek lisans programının kurulması, bu alandaki nitelikli akademik kadronun artmasına ve Türkiye’nin uluslararası insan hakları araştırmalarındaki görünürlüğünün yükselmesine yol açtı.” diyor. Prof. Dr. Ayşe Yıldız (Boğaziçi Üniversitesi, Felsefe Bölümü) ise, ortak çalışmaların metodolojik yönlerine odaklanarak, “Kuçuradi’nin felsefi perspektifi, etik ve ahlak üzerine derinlemesine bir sorgulama getirirken, Çotuksöken’in disiplinlerarası yaklaşımı, bu sorgulamayı pratik politika ve eğitim reformlarıyla birleştirdi. Bu sinerji, Türkiye’de felsefe derslerinin yalnızca teorik değil, aynı zamanda uygulamalı bir çerçeveye oturtulmasını sağladı.” şeklinde bir yorumda bulunuyor. Uluslararası bir perspektiften bakan Dr. Maria Rossi (İtalya, Roma Üniversitesi, Uluslararası Felsefe Enstitüsü) ise, iki akademisyenin ortaklaşa hazırladığı “Cumhuriyetin 100. Yılında Türkiye’de Felsefe Kongresi” bildirilerinin, “Türkiye’nin felsefi mirasını küresel bir bağlama yerleştiren nadir bir derleme” olduğunu vurguluyor. Rossi, “Bu beş ciltlik çalışma, sadece akademik bir kaynak olmaktan öte, Türkiye’nin modernleşme sürecinde felsefi düşüncenin rolünü net bir şekilde ortaya koyuyor. Kuçuradi ve Çotuksöken’in bu çabası, Türkiye’nin felsefi üretimlerini batı literatürüne entegre eden bir köprü görevi görüyor.” diye ekliyor. Son olarak, İnsan Hakları Derneği (İHD) başkanı Dr. Selim Korkmaz, “İki düşünürün insan hakları konusundaki ortak çabaları, özellikle 1990’lı yıllardan itibaren Türkiye’de insan hakları mevzuatının şekillenmesinde akademik bir referans noktası oldu. Çotuksöken’in yüksek lisans ve doktora programlarını kurma çabaları, bu alandaki akademik kapasiteyi artırdı ve genç araştırmacıların uluslararası arenada söz sahibi olmasına zemin hazırladı.” şeklinde bir değerlendirme sunuyor. ## Olası Etkiler Prof. Dr. Betül Çotuksöken’in kaleme aldığı anı kitabı, hem akademik çevrelerde hem de genel kamuoyunda geniş yankı uyandırma potansiyeline sahip. İlk olarak, kitap sayesinde Kuçuradi‑Çotuksöken ortaklığının detaylı bir arşivi ortaya çıkacak; bu da felsefe tarihi araştırmalarında yeni bir kaynak oluşturacak ve sonraki nesil akademisyenlerin bu iş birliğini incelemesine olanak tanıyacak. İkinci olarak, “Cumhuriyetin 100. Yılında Türkiye’de Felsefe Kongresi” bildirilerinin beş ciltlik yayını, Türkiye’de felsefe eğitiminin müfredatına doğrudan etkide bulunabilir. Bu bildirilerde yer alan metodolojiler ve tartışma konuları, üniversitelerde yeni ders içeriklerinin geliştirilmesinde referans alınabilir; özellikle etik, toplumsal adalet ve insan hakları gibi disiplinlerarası alanlarda ders programları zenginleşebilir. Üçüncü bir etki, insan hakları alanındaki akademik programların genişlemesi ve çeşitlenmesi yönünde olabilir. Çotuksöken’in insan hakları yüksek lisans ve doktora programlarını kurma çabaları, yeni nesil araştırmacıların yetişmesi ve uluslararası projelere katılımı için bir altyapı sağladı. Bu altyapının daha da güçlendirilmesi, Türkiye’nin insan hakları konusundaki uluslararası raporlamalarda ve politika geliştirme süreçlerinde akademik bir danışmanlık rolü üstlenmesine yol açabilir. Dördüncü olarak, kitapta yer alan uluslararası seyahat ve ortak çalışma deneyimleri, Türkiye’deki akademik kurumların dış ortaklık kurma stratejilerini yeniden gözden geçirmesine sebep olabilir. Özellikle “Anadolu’da Felsefeye Yolculuk” gibi yerel topluluk odaklı projeler, bölgesel kalkınma ve kültür politikalarıyla entegre edilebilir; bu da felsefenin sadece elit bir akademik disiplin olmaktan çıkıp, toplumsal dönüşüm aracına dönüşmesini teşvik eder. Beşinci bir olasılık, genç akademisyenler ve öğrencilere ilham kaynağı olmasıdır. Kuçuradi ve Çotuksöken gibi iki önde gelen akademisyenin dostluk, ortak çalışma ve entelektüel paylaşım temelli bir yolculuğu, genç bilim insanları için bir model oluşturur. Bu model, akademik kariyer planlamasında mentorluk ilişkilerinin önemini vurgular ve üniversitelerde mentorluk programlarının yaygınlaştırılmasına yol açabilir. Son olarak, kitabın yayımlanmasıyla birlikte medya ve kamuoyu, felsefe gibi soyut bir disiplini daha yakından tanıma fırsatı bulacak. Bu durum, felsefe eğitiminin zorunlu ders olarak okullara entegre edilmesi ya da “Felsefe ve Toplum” temalı halka açık etkinliklerin artırılması yönündeki politika önerilerine zemin hazırlayabilir. ## Sonuç Prof. Dr. Betül Çotuksöken’in, 42 yıllık iş birliğini ve kişisel dostluğunu kaleme aldığı yeni kitabı, Türkiye’de felsefe ve insan hakları alanındaki akademik üretimin tarihsel bir dönüm noktası olarak değerlendirilebilir. Kuçuradi‑Çotuksöken ortaklığı, sadece akademik yayınlar ve seminerlerle sınırlı kalmayıp, felsefenin toplumsal yaşama entegrasyonu, insan hakları eğitiminin kurumsallaşması ve genç nesillerin entelektüel gelişimine yön veren bir süreç olarak ortaya çıkmıştır. Kitabın içeriği, iki düşünürün ortak çalışmalarını, uluslararası seyahatlerini, kurumsal girişimlerini ve özellikle 2023 Antalya Felsefe Kongresi bildirilerini derleyerek, Türkiye’nin felsefi mirasını geniş bir çerçeveye oturtuyor. Bu bağlamda, kitap hem akademik çevrelerde bir referans kaynağı hem de kamuoyunda felsefenin toplumsal önemine dair farkındalık yaratacak bir araç niteliği taşıyor. Uzmanların değerlendirmeleri, bu ortaklığın metodolojik yenilikleri, disiplinlerarası yaklaşımı ve insan hakları alanındaki somut katkılarını vurgularken, olası etkiler arasında müfredat reformları, akademik programların genişlemesi, genç akademisyenlerin mentorluk modeli olarak benimsenmesi ve felsefenin halkla daha yakın bir ilişki kurması yer alıyor. Sonuç olarak, Prof. Dr. Betül Çotuksöken’in anı kitabı, sadece bir hatıra eseri olmaktan çıkıp, Türkiye’de felsefe ve insan hakları alanındaki düşünsel altyapıyı güçlendirecek, yeni nesil akademisyenlere ilham verecek ve toplumsal düzeyde felsefi düşüncenin yaygınlaşmasına katkı sağlayacak bir kaynak olarak konumlanıyor. Bu eser, iki büyük düşünürün ortak yolculuğunu belgelemekle kalmayıp, aynı zamanda Türkiye’nin entelektüel geleceğine dair bir vizyon sunuyor.

📌 Kaynak: www.cumhuriyet.com.tr →

Bu haber, orijinal kaynaktan derlenerek birsaniye.com editörleri tarafından yeniden yazılmıştır.

G
Yazar

gundem-editor

Editör

📰 6,998 haber

💬 Yorumlar (0)