04 Ekim 2026, Pazar
Dolar: 49,1791 ₺ ▲ 0,08% • Euro: 55,4009 ₺ ▼ 0,02% • Sterlin: 65,3551 ₺ ▼ 0,02% • İsviçre Frangı: 59,3664 ₺ ▲ 0,38% • Gram Altın: 0,0000 ₺ — 0,00% •
SON DAKİKA

Artan erişim engellemelerine hukukçulardan uyarı: ‘Sansür memurları döndü’

Artan erişim engellemelerine hukukçulardan uyarı: ‘Sansür memurları döndü’

**Giriş (5N1K)** Türkiye’de sosyal medya platformları üzerinden ifade özgürlüğünün sınırları, son haftalarda yeniden tartışma konusu oldu. İfade Özgürlüğü Derneği (İFÖD) tarafından yayımlanan eylül ayı istatistiklerine göre, en az **1.270** sosyal medya hesabına erişim engeli getirildi; bu hesapların büyük bir kısmı, küresel sosyal ağ **X** (eski adıyla Twitter) üzerinden Türkiye’de görünmez hâle getirildi. Engeller, gazeteciler, akademisyenler, sivil toplum kuruluşları ve bağımsız medya organları gibi geniş bir kesimi kapsarken, uygulamaların yasal zemini ve anayasal haklarla uyumu konusunda hukukçular ve uzmanlar arasında ortak bir uyarı yükseliyor. Bu gelişmenin kim, ne zaman, nerede, nasıl ve neden gerçekleştiği sorularına yanıt ararken, aynı zamanda demokratik denetim mekanizmalarının ve dijital ortamda ifade özgürlüğünün geleceği de mercek altına alınıyor. ## Detaylar İFÖD’ün eylül ayı raporunda, **1.270** hesabın tamamının ya tamamen ya da kısmen erişim dışı bırakıldığı belirtiliyor. Engelleme kararları, X platformunun Türkiye’deki hizmet şartları çerçevesinde alınan bir dizi teknik ve idari adımla uygulanıyor; bu adımlar arasında hesabın “görünmez” kılınması, içeriklerin kısıtlanması ve hatta tamamen silinmesi yer alıyor. Engellerin hedef kitlesi yalnızca bireysel kullanıcılarla sınırlı kalmayıp, bazı medya kuruluşlarının resmi sayfaları ve akademik araştırma gruplarının da içinde bulunduğu bir yelpazeyi kapsıyor. RTÜK (Radyo ve Televizyon Üst Kurulu) üyesi **İlhan Taşcı**, durumu “dijital sansür” olarak nitelendirerek, “Bu süreç, rastlantısal bir gelişme değil, adım adım planlanmış bir stratejinin ürünü” ifadelerini kullandı. Taşcı, aynı zamanda geleneksel medyada da benzer baskıların yaşandığını hatırlatarak, “RTÜK’ün televizyon kanallarına yönelik yaptırımları, karartma ve kapatma tehditleriyle birlikte, dijital platformlara da aynı yaklaşımın yansıtıldığını görüyoruz” dedi. Hesapların büyük bir kısmının, politik içerikli paylaşımlar, eleştirel yorumlar ve toplumsal konulara dair tartışmalar yürütmesi nedeniyle hedef alındığı belirtiliyor. Engellenen profiller arasında, hükümet politikalarını sorgulayan gazeteciler, insan hakları konularında rapor hazırlayan akademisyenler ve sivil toplum örgütlerinin temsilcileri bulunuyor. Bu durum, yalnızca bireysel ifade özgürlüğünü değil, aynı zamanda kamusal tartışma alanının daralmasını da beraberinde getiriyor. ## Arka Plan Türkiye’nin basın ve ifade özgürlüğü tarihine bakıldığında, sansür uygulamalarının farklı dönemlerde farklı biçimlerde ortaya çıktığı görülüyor. **Abdülhamit dönemi** (1876‑1909) sırasında, matbaalar ve basın organları devletin doğrudan denetimine tabi tutulmuş, sansür memurları aracılığıyla yayınların önceden onaylanması zorunlu kılınmıştı. Bu dönemde, “basın öncesi kontrol” adı verilen bir sistemle, istenmeyen içeriklerin yayınlanması engelleniyordu. Cumhuriyet’in ilk yıllarında ise, yeni kurulan devletin modernleşme çabaları çerçevesinde, basın üzerindeki doğrudan denetim azalmış, ancak **1940‑1950** yıllarında sıkı bir medya politikası uygulanmaya başlanmıştı. 1980 darbesi sonrasında ise, askeri yönetim döneminde medya üzerindeki baskı yeniden yoğunlaştı; gazeteler kapatıldı, editörler tutuklandı ve yayınların içeriği sıkı bir şekilde kontrol edildi. 2000’li yılların başından itibaren, internetin ve sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla birlikte, ifade özgürlüğünün yeni bir platforma taşındığı görülse de, **dijital ortamda da benzer baskı mekanizmalarının ortaya çıktığı** iddia ediliyor. 2016 yılında yürürlüğe giren “İnternet Ortamı Kanunu” ve sonrasında yapılan çeşitli düzenlemeler, sosyal medya platformlarına devletin müdahalesini kolaylaştıran maddeler içeriyor. Özellikle **“halk güvenliğini” ve “kamu düzenini”** tehdit eden içeriklerin kaldırılması ya da platformların erişim engelleriyle karşı karşıya kalması, bu yasal çerçevelerin bir sonucu olarak yorumlanıyor. Son yıllarda, **X** (Twitter) gibi küresel platformların Türkiye’deki faaliyetlerini sürdürürken, yerel yasal düzenlemelere uyum sağlamak zorunda kalmaları, platformların içerik denetiminde daha agresif adımlar atmasına neden oldu. Bu bağlamda, eylül ayı engellemeleri, hem ulusal hem de uluslararası düzeyde bir “dijital sansür” trendinin parçası olarak değerlendiriliyor. ## Uzman Görüşü **Prof. Dr. Barış Övgün**, siyaset bilimi alanında uzman ve dijital demokrasinin teorik temelleri üzerine çalışmalar yapıyor. Övgün, “Sosyal medya, vatandaşların devlet politikalarını eleştirel bir bakış açısıyla değerlendirebildiği ve alternatif çözüm önerileri sunabildiği bir alan hâline geldi” diyor. Ancak “Bu alanın devletin ekonomik ve toplumsal sorunları hakkında öneri sunan sesleri susturmak için bir araç haline gelmesi, demokratik işleyişin temelini sarsıyor” şeklinde uyarıyor. Övgün, ayrıca “Şirket mantığıyla yönetilen sosyal medya platformları, devletin politikalarını destekleyen içeriklere daha fazla görünürlük sağlarken, eleştirel ve muhalif sesleri filtreleme eğiliminde” olduğunu belirtiyor. **İletişim Hukuku Avukatı Enes H. Ermaner**, dijital platformlardaki erişim engellerinin hukuki boyutunu inceliyor. Ermaner, “Anayasa’nın 26. ve 28. maddeleri, ifade ve basın özgürlüğünü güvence altına alırken, aynı zamanda bu özgürlüklerin keyfi kısıtlanmasını kesin bir dille yasaklamaktadır” diyor. “Erişim engeli gibi uygulamalar, ancak kanun önünde belirlenmiş, açık ve öngörülebilir bir çerçeve içinde ve yargısal denetimle karşı karşıya kalındığında meşru kabul edilebilir. Şu anki durum, bu gerekliliklerin büyük ölçüde ihlal edildiği anlamına geliyor” şeklinde bir yorumda bulunuyor. **Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Genel Başkanı Gökhan Durmuş** ise tarihsel bir perspektiften bakarak, “Abdülhamit dönemindeki matbaa sansür memurları, günümüzde Bilişim Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) ve Sulh Ceza Mahkemeleri gibi kurumların yerine geçti” şeklinde bir benzetme yapıyor. Durmuş, “Bu kurumların aldığı kararlar, Anayasa’nın 28. maddesini ihlal ediyor; basın ve ifade özgürlüğü, mahkemeler tarafından yok sayılıyor” diyerek, yasal çerçevenin ihlal edildiğine dikkat çekiyor. **RTÜK üyesi İlhan Taşcı**, medya politikalarının dijital alana kayması üzerine “Geleneksel medya üzerindeki baskıların dijital platformlara yansıması, ifade özgürlüğünün yeni bir sınavı haline geldi” diyor. Taşcı, “RTÜK’ün televizyon kanallarına uyguladığı ceza, karartma ve kapatma tehditleri, aynı mantıkla sosyal medya hesaplarına da yansıyor; burada da benzer bir “korku iklimi” yaratılıyor” şeklinde bir analiz sunuyor. Bu uzman görüşleri, eylül ayında uygulanan erişim engellerinin yalnızca teknik bir sorun olmadığını, aynı zamanda anayasal hakların, demokratik denetimin ve hukukun üstünlüğünün test edildiği bir süreç olduğunu gösteriyor. ## Olası Etkiler 1. **Kamuoyu Oluşumunda Soğukluk** Engellenen hesapların birçoğu, toplumsal konulara dair tartışmalar yürütmekte, araştırma sonuçlarını paylaşmakta ve vatandaşları bilgilendirmekteydi. Bu hesapların görünmez hâle gelmesi, özellikle genç nüfusun dijital platformlar üzerinden güncel gelişmeleri takip etme alışkanlığını zorlayabilir. Sonuç olarak, kamuoyu oluşumunda çeşitlilik azalabilir ve tek taraflı anlatıların hâkimiyeti artabilir. 2. **Gazetecilik ve Akademik Çalışmalarda Öz- sansür** Hukuki belirsizlik ve erişim engelleri, gazetecileri ve akademisyenleri içerik üretirken daha temkinli davranmaya itebilir. “Ne paylaşabilirim, ne paylaşamam?” sorusunun sürekli akılda olması, eleştirel haber ve araştırma yapma motivasyonunu düşürebilir. Bu durum, uzun vadede basın ve akademik bağımsızlığın zayıflamasına yol açabilir. 3. **Uluslararası İmaj ve Yatırım Ortamı** Demokratik standartlara uyum konusunda uluslararası kuruluşların raporları, Türkiye’nin “dijital ifade özgürlüğü” alanındaki performansını yakından izliyor. Erişim engelleri, uluslararası basın özgürlüğü endekslerinde düşüşe neden olabilir; bu da dış yatırımcıların ve uluslararası iş ortaklarının risk algısını artırabilir. 4. **Yasal Mücadele ve Mahkeme Kararları** Engellemelerle ilgili yasal itirazların artması, Anayasa Mahkemesi’nin ve yüksek mahkemelerin karar mekanizmalarını harekete geçirebilir. Ancak, mahkemelerin kararlarını uygulamaya koyma süreçleri uzun ve maliyetli olabilir; bu da toplumsal gerilimin artmasına ve hukuk sistemine duyulan güvenin sarsılmasına sebep olabilir. 5. **Sosyal Medya Platformlarının Operasyonel Stratejileri** X gibi platformlar, yerel düzenlemelere uyum sağlamak için içerik denetim ekiplerini genişletmek zorunda kalabilir. Bu da platformların maliyetlerini artırırken, aynı zamanda kullanıcıların gizlilik ve ifade özgürlüğü konusundaki endişelerini de yükseltebilir. Uzun vadede, platformların Türkiye pazarından çekilmesi ya da hizmetlerini sınırlandırması riski ortaya çıkabilir. 6. **Sivil Toplumun ve Sendikaların Rolü** Engellemeler, sivil toplum örgütleri ve sendikaların kolektif hareket etme ihtiyacını doğurabilir. Ortak bir savunma stratejisi geliştirilmesi, toplumsal dayanışmanın artması ve hak arama süreçlerinin güçlenmesi anlamına gelebilir. Ancak bu süreç, örgütlerin devlet baskısı altında zorlanması riskini de beraberinde taşıyor. ## Sonuç Eylül ayında sosyal medya platformları üzerinden yürütülen erişim engelleri, Türkiye’de ifade özgürlüğünün dijital boyutunda yeni bir sınavın kapısını araladı. En az 1.270 hesabın görünmez hâle getirilmesi, yalnızca bireysel kullanıcıları etkilemekle kalmayıp, gazetecilik, akademi ve sivil toplum alanlarında da geniş yankılar uyandırdı. Uzmanların ortak görüşü, bu uygulamaların anayasal haklarla çeliştiği ve demokratik denetim mekanizmalarının yeterince işlev görmediği yönünde. Tarihsel perspektiften bakıldığında, sansürün farklı araçlarla yürütülmesi, Türkiye’nin demokratikleşme sürecinde tekrarlayan bir motif olduğunu gösteriyor. Ancak dijital çağın getirdiği yeni iletişim araçları, bu baskıların daha görünür ve ölçülebilir hâle gelmesini sağlıyor. Bu durum, hem yerel hem de uluslararası düzeyde hukuki ve politik bir tartışmanın önünü açıyor. Gelecekteki gelişmeler, hem yargı organlarının kararları hem de sivil toplumun kolektif direnişiyle şekillenecek gibi görünüyor. Eğer erişim engelleri, yasal çerçeveye uygunluk ve şeffaflık ilkeleri doğrultusunda yeniden değerlendirilmezse, kamusal tartışmanın derinliği azalabilir, öz‑sansür yaygınlaşabilir ve demokratik denetim mekanizmaları zayıflayabilir. Dolayısıyla, bu süreçte en kritik adım, **hukukun üstünlüğü, yargısal denetim ve çok sesli kamusal alanın korunması** yönünde somut adımlar atılmasıdır. Bu adımlar, yalnızca ifade özgürlüğünü savunmakla kalmayıp, aynı zamanda Türkiye’nin demokratik imajını güçlendirecek, toplumsal kutuplaşmayı azaltacak ve dijital alanı, vatandaşların özgürce bilgiye ulaşabildiği bir platform olarak koruyacaktır. Sonuç olarak, eylül ayında yaşanan erişim engelleri, bir uyarı sinyali niteliğinde; hem devletin hem de toplumun, ifade özgürlüğünün sınırlarını yeniden tanımlaması ve bu sınırları demokratik normlar çerçevesinde koruması gerektiğini açıkça ortaya koyuyor. Bu sürecin nasıl bir dengeye ulaşacağı, ilerleyen aylarda atılacak adımlar ve alınacak kararlarla şekillenecek.

📌 Kaynak: www.cumhuriyet.com.tr →

Bu haber, orijinal kaynaktan derlenerek birsaniye.com editörleri tarafından yeniden yazılmıştır.

G
Yazar

gundem-editor

Editör

📰 6,916 haber

💬 Yorumlar (0)