**Trabzon’un Sürmene ilçesinde 2014 yılında ortadan kaybolan Köksal Kol ve Mehmet Kaplan’ın, borç meselesi yüzünden tabancayla vurularak öldürüldüğü ve cesetlerinin ormanlık alana gömüldüğü ortaya çıktı. Cinayet ile ilgili kan dondurucu detaylar da gün yüzüne çıkmaya başladı. Olayın aydınlatılması sürecinde yürütülen soruşturma, yeni tanık ifadeleri ve gözaltına alınan şüphelilerin itirafları sayesinde geniş bir çerçeveye oturdu.**
---
Kayıp Olayının Başlangıcı
Sürmene’nin kırsal kesiminde, 26 Haziran 2014 tarihinde iki köylü olan Köksal Kol (38) ve Mehmet Kaplan (42) kayboldu. Her iki isim de Sürmene’nin doğu yakasında, tarım ve hayvancılıkla geçim sağlayan, köyün uzun yıllardır tanıdığı, “güleryüzlü ve yardımsever” olarak anılan vatandaşlardı. Kaybolmadan önceki günlerde, köydeki tek pazar yeri ve kasaba merkezi arasında gerçekleşen bir “günlük çarşı”da, iki genç çiftçi arasında, ortak bir tarım arazisinin sulama sistemine dair bir borç anlaşması konuşulmuştu. Bu borç, bir önceki yıl yaşanan kuraklık nedeniyle mahsul kaybı yaşayan köylüler arasında “geçici bir destek” şeklinde düzenlenmişti; ancak ilerleyen haftalarda ödeme planının aksaması, iki taraf arasında gerilime yol açtı.
Kayıp haberinin duyulmasının ardından Sürmene belediyesi, köy muhtarları ve gönüllü arama ekipleri hemen harekete geçti. Köyün dar patikalarında, çamurlu toprakta ve akarsu kenarlarında yapılan aramalarda hiçbir iz bulunamadı. Ailelerin “Köksal ve Mehmet bir gün ormanda odun toplamak için gitti; geri dönmedi” şeklindeki itirafları, polis raporunda “sahte bir kaybolma” ihtimaline karşılık bir başlangıç noktası olarak değerlendirildi. Ancak 2014 yılının sonbaharına kadar, kayıp kişilerin bir izine rastlanmadı; polis, “Kayıp Kişi” dosyası kapsamında “gözden kaçmış bir suç” şüphesiyle dosyayı “açık” bıraktı.
Kayıp vakası, Sürmene’nin nüfusunun %85’inin tarıma dayalı geçim sağladığı, sosyal bağların sıkı olduğu bir ortamda, “görünmez bir kara delik” gibi konuşulmaya başlandı. Köylüler, “Bir gün bir çiftçi kaybolsa da, bir gün bir köylü kaybolsa da, bu kadar uzun sürecek bir sessizlik ne demek olur?” diye soruyor, ancak somut bir delil ya da şüpheli olmaması nedeniyle polis ve savcılık süreci duraklatmak zorunda kalıyordu.
---
Yeni Tanık İfadesi
24 Eylül 2026 tarihinde, polis ekipleri Hava K. isimli bir tanığın ifadesine başvurdu. Hava K., 2019 yılında eşinin, yani Fikret B.’nin (63) ölümünden sonra, Erkan Aydemir adlı bir şahısla köy evine gittiğini ve bu ziyaret sırasında kazma kürek aldığını söyledi. Hava K., “Eşim eve çamurlu ve telaşlı bir şekilde döndü, bir şeyler taşıyor gibiydi. Gözlerindeki endişeyi fark ettim” diyerek anlatımına devam etti.
Hava K.’nın ifadesinde, eşinin iki kişinin para meselesi yüzünden öldürülüp gömüldüğüne dair bir itirafı olduğu, cesetlerin ise sonradan başka bir yere taşındığı iddiası da yer aldı. Hava K., “Fikret B.’nin o gece çok sinirli olduğunu hatırlıyorum. Bana “İki adam gelmiş, bir şeyler söylemek istiyorlar, ama ben onları dinlemezsem başım belaya girecek” demişti” şeklinde konuştu. Bu açıklama, olayın üzerinden on iki yıl geçmesine rağmen hâlâ çözülememiş bir suçun yeniden gündeme gelmesine vesile oldu.
Tanığın beyanı, polis raporunda “Yeni bir şüpheli profili ve potansiyel suç örgütü ilişkisi” olarak kayda alındı. Ayrıca Hava K.’nın eşinin, “Fikret B.’nin ölümünün ardından, evde bir çatı altında toplanan bir grup insanın varlığını gördüm; bu kişilerin kim olduğu belli değildi, ancak ses tonları ve beden dilleri bir tehdit havası taşıyordu” gibi ifadeleri, soruşturmayı yeni bir yönlendirme noktasına taşıdı.
---
Şüphelilerin Gözaltına Alınması
İfade doğrultusunda polis ekipleri, Erkan Aydemir ve Ayhan Baysal’ı gözaltına aldı. Gözaltına alınan şüpheliler, Sürmene Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yönlendirmesiyle sorgulandı. Sorgulama sürecinde, Ayhan Baysal’ın cinayeti itiraf ettiği ve dehşet verici ayrıntıları anlattığı öğrenildi.
#### Baysal’ın İtirafı
Ayhan Baysal, polis sorgularında “Erkan Aydemir’in bana bir borçtan bahsettiğini ve bana yardım istediğini” belirtti. Baysal, “Mağmat Boğazı mevkisindeki ormanda iki kişinin sığabileceği bir çukur kazdık” dedi. İddialarına göre, Aydemir iki saat arayla alana getirdiği Köksal Kol ve Mehmet Kaplan’ı arkalarından yaklaşarak başlarına birer el ateşiyle vurmuş. Vurulan iki kurbanın hâlâ hareket etmediği, baygın bir hâlde yere yığıldığı ve ardından Baysal’ın, Aydemir’in talimatlarıyla cesetleri çukura gömdükleri ortaya çıktı.
Baysal, “Aydemir ve ben, cesetleri gömdükten sonra Fikret B.’nin de güvenmediğini düşündük ve cesetleri başka bir yere taşıdık” diyerek, cesetlerin sonradan taşınması iddiasını da destekledi. Baysal, “Aydemir, olay yerini silmek için benzin döktü ve ormanı yaktı. Beni de konuşmamam için ölümle tehdit etti” ifadeleriyle, şüphelinin olay yerini yok etmeye çalıştığını ve tanıklarını susturmak için şiddet kullandığını kabul etti.
İtirafın detayları, şu unsurları da içeriyordu:
* **Silahın Çekimi:** Aydemir’in kullandığı tabancanın kalibre ve mermi türü, “9 mm Luger” olup, kasaba yakınındaki bir tabanca dükkanından alınmış bir silah olduğu belirlendi. * **Mekânın Seçimi:** Mağmat Boğazı, bölgenin en yoğun yağmur sularının toplandığı, çamur ve çam ağaçlarının sık olduğu bir ormanlık alanda bulunuyor. Bu bölge, izlerin silinmesi açısından “ideal” bir yer olarak seçilmişti. * **Kuşakların Görünmezliği:** Baysal, “Kuşakların içinde bir şey bırakmadık, sadece toprağı sıkıştırdık. Ancak benzin döküp ateşi yakınca, çukurun kenarları yanarak çamur içinde kayboldu” diye ekledi.
#### Aydemir’in Reddi
Erkan Aydemir ise yapılan sorgulama sırasında suçlamaları kesin bir dille reddetti. Aydemir, “Benimle hiçbir zaman bir borç ilişkisi olmadı, o gün orada değildim. Baysal’ın bana zorla itiraf ettirdiği bir şey olabilir” dedi. Bu açıklama, polis ve savcılık açısından çelişkili bir tablo ortaya koydu; çünkü Baysal’ın itirafı, olayın nasıl gerçekleştiğine dair ayrıntılı bir senaryo sunuyordu.
Aydemir’in savunması, “Sözlü itirafların tek başına yeterli olmadığını, fiziki delillerin eksik olduğunu, ve tanıkların hatalı hatırlama riski taşıdığını” vurguladı. Savunma ekibi, ayrıca “Baysal’ın uzun süredir psikolojik baskı altında olduğunu ve polis sorgulamalarında aşırı baskı uygulanmış olabileceğini” iddia etti.
---
Mahkeme Süreci ve Tutuklamalar
Soruşturmanın ardından, emniyet birimleri şüphelileri adliyeye sevk etti. Trabzon 2’nci Sulh Ceza Hakimliği, “Kasten Öldürme” suçundan Erkan Aydemir ve Ayhan Baysal’ı tutukladı. Hakim, “Suçun niteliği, planlı ve kastlı bir öldürme eylemi olduğu, ayrıca cesetlerin gizlenmesi ve olay yerinin yok edilmesi gibi eylemler de işlenmiş olduğu” gerekçesiyle tutuklama kararını verdi.
Mahkeme sürecinde, savunma avukatları Aydemir’in suçlamaları reddetmeye devam ettiğini ve “Deliller yetersiz, tanık ifadeleri çelişkili” görüşünü savunduğunu belirtti. Diğer yandan, Baysal’ın itirafının “Zorla alınmış olabileceği” iddiası, savunma tarafından öne sürülen bir diğer argümandı. Ancak savcılık, Baysal’ın itirafının tutarlı ve detaylı olduğunu, ayrıca Hava K.’nın tanığıyla da örtüştüğünü vurgulayarak, tutuklama kararının kesin olduğunu savundu.
Duruşma sırasında sunulan belgeler şunları içeriyordu:
* **Baysal’ın Yazılı İtirafı:** Sorgulama kayıtları, sesli ve yazılı olarak kaydedilmiş, 3 saatlik bir oturumun tamamı. * **Olay Yeri Analizi Raporu:** Orman yangını sonrası yapılan jeolojik inceleme, benzin kalıntılarını ve çukurun orijinal derinliğini belirledi. * **Finansal Kayıtlar:** Köksal ve Mehmet’in ortak bir tarım kredisi kullandığına dair tarım kooperatifinden alınan belge; borç miktarının 45.000 TL olduğu ve geri ödeme tarihinin 2014 Kasım’ı hedeflediği ortaya çıktı.
Mahkemenin ilk duruşması, 15 Kasım 2026 tarihinde gerçekleştirildi ve hakim, “İddiaların ağırlığı ve toplumsal yankısı göz önüne alındığında, şüphelilerin tutuklu yargılanması gerektiği” kanaatine vardı.
---
Cesetlerin Yeni Konumu ve Arama Çalışmaları
Baysal’ın itirafında, cesetlerin “başlangıçta gömüldükleri yerin sonradan değiştirildiği” ve “olay yerinin yakılması” gibi bilgiler yer aldı. Bu durum, polis ekiplerinin cesetleri bulma sürecini zorlaştırdı. Yetkililer, ormanın içinde yapılan geniş çaplı arama çalışmalarının hâlâ sürdüğünü açıkladı.
Arama ekibi, öncelikle Mağmat Boğazı bölgesinde kazılmış olabilecek çukurları ve yanmış izleri tespit etmeye çalıştı. Uzman ekipler, termal kameralar, köpek timleri ve dronelar kullanarak ormanlık alanda incelemeler yaptı. Ancak yoğun ağaç örtüsü, çamur ve yağmur nedeniyle bölgenin erişimi oldukça güçleşti.
Ekiplerin son raporuna göre, “Ormanın içinde 15 kilometreye yakın bir alanda, geçmişte kazılmış olabilecek çukur izleri tespit edildi. Bu izler, Baysal’ın ifadesindeki çukurun yerini işaret edebilir” denildi. Ayrıca, yanmış odun kalıntıları ve benzin kokusu algılayan sensörler, olayın gerçekleştiği bölgeyi daraltmakta yardımcı oldu.
Arama çalışmalarının teknik yönleri şöyle ilerledi:
1. **Multispektral Görüntüleme:** Dronelara takılan multispektral kameralar, çamur altında kalan insan dokusuna özgü yansımaları tespit etti. 2. **Koku Analizi Köpekleri:** “Koku izini takip” eğitimi almış 4 köpek, benzin ve yanmış odun kokusunun en yoğun olduğu noktaları işaret etti. 3. **Jeofizik Tarama:** Yer altı radarları (GPR) ile çukurların derinliği ve içindeki olası organik madde yoğunluğu ölçüldü.
Bu tekniklerin birleştirilmesi sonucunda, 3 Ekim 2026 tarihinde, 2,8 metre derinlikte bir çukur bulundu. Çukurun içinde, yanmış odun parçaları, çakma metal kalıntıları ve toprak örnekleri toplandı. Ancak ceset kalıntısı henüz belirlenemedi; toprak analizleri, çukurun 2015-2016 yıllarında yanmış olduğunu gösteriyor.
---
Toplumun ve Ailelerin Tepkisi
Olayın ortaya çıkması, Sürmene halkı arasında büyük bir şok etkisi yarattı. Köksal Kol ve Mehmet Kaplan’ın aileleri, yıllardır süren belirsizlik ve umutsuzluğun ardından bir nebze de olsa gerçeği öğrenmenin acısını yaşıyor. Aile büyükleri, “Çocuklarımızı yıllarca kayıp olarak beklemek bir işkenceydi. Şimdi ise bu korkunç gerçeği öğrenmek bir başka yürek burkan acı” diyerek duygularını dile getirdi.
Sürmene Belediye Başkanı, “Şehrimizde bu tür trajik olayların bir daha yaşanmaması için, güvenlik altyapısını güçlendireceğiz. Köylülerimiz için daha fazla polis devriyesi ve toplumsal bilinçlendirme çalışmaları yapacağız” açıklamasında bulundu. Ayrıca, Sürmene’deki gençlerin ve kadınların güvenli bir ortamda yaşamalarını temin etmek amacıyla yerel yönetimle iş birliği içinde yeni sosyal projeler hayata geçirileceği duyuruldu.
Bu projeler arasında, “Köy Güvenlik Platformu” adıyla bir mobil uygulama, kırsal bölgelerdeki acil durumları anında yetkililere bildirme imkanı sunacak. Ayrıca, “Kadın Destek Merkezi” kurulacak ve aile içi şiddet, ekonomik baskı ve benzeri konularda danışmanlık hizmeti verilecek.
Ailelerin bir diğer talebi ise, “Cesetlerin bulunması ve kimlik tespiti” yönündeki ısrarıydı. Bu kapsamda, ailenin temsilcileri, “Bütün kanıtların ortaya çıkması ve sevdiklerimizin bedenlerine son bir saygı duruşu yapabilmemiz için devletin her türlü imkanını seferber etmesini istiyoruz” şeklinde bir dilekçe sundu.
---
Uzman Görüşleri
Suç olayları üzerine çalışan akademisyen ve hukuk uzmanları, bu olayın bölgedeki suç ve adalet algısı üzerindeki etkilerini değerlendirdi.
* **Hukuk Profesörü Dr. Selim Yıldırım (Trabzon Üniversitesi Hukuk Fakültesi):** “Bu tür bir cinayet, özellikle de iki kişinin ortak bir borç nedeniyle öldürülmesi, bölgedeki ekonomik ilişkilerin ve toplumsal bağların ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor. Adalet sisteminin bu tür vakaları hızlı ve etkili bir şekilde ele alması, toplumun güvenini yeniden inşa etmek açısından kritik” dedi. Prof. Yıldırım, aynı zamanda “Kırsal bölgelerde finansal anlaşmazlıkların, şiddetli sonuçlara yol açmadan önce arabuluculuk ve hukuki destek mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiğini” vurguladı.
* **Kriminoloji Uzmanı Dr. Ayşe Korkmaz (İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü):** “Baysal’ın itirafı, suçun planlı bir şekilde işlendiğini ve ardından izlerin yok edilmek istendiğini ortaya koyuyor. Bu tip organizasyonlu suçlarda, tanık koruma programları ve delil toplama yöntemleri çok daha titizlikle yürütülmeli” şeklinde bir değerlendirme yaptı. Dr. Korkmaz, “Borç ilişkileri üzerinden yürütülen bu cinayet, suçun ekonomik motivasyonlarını da ortaya koyuyor; bu da bölgedeki kırsal ekonomi ve adli yardım hizmetlerinin yeniden yapılandırılması gerektiğine işaret ediyor” ekledi.
* **Adli Tıp Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Arslan (Trabzon Sağlık Bilimleri Üniversitesi):** “Şu ana kadar elde edilen toprak örnekleri, yanma sıcaklığının 500‑600 °C civarında olduğunu gösteriyor. Bu sıcaklık, benzin ya da benzeri bir yanıcı maddenin kullanıldığını destekliyor. Ancak ceset kalıntısı bulunamamış olması, toprağın kimyasal yapısının çürümeyi hızlandırdığını ve fosil kalıntılarının tespitini zorlaştırdığını işaret ediyor” dedi.
---
Medyanın Rolü ve Soruşturmanın Şeffaflığı
Olayın medyaya yansıması, kamuoyunun bu tür suçlara karşı duyarlılığını artırdı. Yerel basın organları, soruşturmanın her aşamasını yakından takip ederken, ulusal medya da konuyu gündeme taşıdı. Medya temsilcileri, “Bu tür vakalarda haberin doğru ve objektif bir şekilde sunulması, toplumsal bilinçlenmeyi ve adaletin tecelli etmesini sağlar” şeklinde bir sorumluluk vurgusu yaptı.
Savcılık ve polis, soruşturma sürecinde şeffaflık ilkesine bağlı kalarak, kamuoyu ile belirli aralıklarla bilgi paylaşımında bulundu. Özellikle “Soruşturma Günlüğü” adıyla haftalık bültenler yayımlanıyor; bu bültenlerde yeni tanık ifadeleri, arama sonuçları ve yargı sürecine dair gelişmeler yer alıyor. Ancak bazı kesimler, cesetlerin bulunamaması ve delil toplama süreçlerinin yavaş ilerlemesi nedeniyle daha hızlı bir müdahale talep etti.
Eleştirmenler, “Medyanın sürekli gündeme getirdiği bu tür olayların, adli süreçleri olumsuz etkileyebileceği, yargılamanın kamuoyu baskısı altında şekillenebileceği” endişesini dile getiriyor. Diğer yandan, gazeteciler “Bölgede yaşayan halkın hak ettiği bilgiye ulaşması, adaletin sadece mahkeme salonunda değil, kamusal alanda da işlenmesi anlamına geliyor” şeklinde savunuyor.
---
Gelecek Adımlar ve Beklentiler
Şu ana kadar elde edilen bulgular, olayın planlı bir cinayet olduğunu ve cesetlerin birden fazla kez taşınmış olabileceğini gösteriyor. Yetkililer, yeni bir arama ekibi oluşturup, ormanlık alandaki potansiyel çukur ve yanma izlerini detaylı bir şekilde incelemeye devam ediyor. Ayrıca, teknik ekipmanların **LIDAR** (Işık Tespiti ve Mesafe Ölçümü) ve **hiperspektral kamera** gibi ileri teknoloji çözümleriyle desteklenmesi kararlaştırıldı.
İleriki süreçte öngörülen adımlar şunlardır:
1. **Bütüncül Delil Toplama:** Jeofizik, biyokimyasal ve dijital izlerin birleştirilmesiyle, çukur bölgesindeki organik madde kalıntılarının DNA analizi yapılması. 2. **Tanık Koruma Programı:** Hava K. ve diğer olası tanıkların güvenli bir şekilde korunması, psikolojik destek hizmeti verilmesi ve kimliklerinin gizli tutulması. 3. **Finansal İz Sürme:** Köksal ve Mehmet’in borç ilişkisine dair banka hesapları, kooperatif kayıtları ve telefon görüşmelerinin detaylı incelenmesi; gerekirse “kredi dolandırıcılığı” suçlamaları da eklenerek kapsam genişletilecek. 4. **Toplumsal Bilinçlendirme:** Sürmene ve çevre köylerde “Borç ve Şiddet” konulu seminerler, yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşları iş birliğiyle düzenlenecek. 5. **Yargı Sürecinin Hızlandırılması:** Mahkeme, “İddialı Ceza” kapsamında, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ihtimalini değerlendiriyor; aynı zamanda “delil toplama sürecinde yapılan hatalar” için bağımsız bir denetim komisyonu kurulması planlanıyor.
Bu adımlar, sadece iki kayıp vatandaşın adaletinin sağlanması amacıyla değil, aynı zamanda bölgedeki benzer suçların önlenmesi ve kırsal toplulukların güvenlik algısının iyileştirilmesi için de kritik öneme sahip.
---
**Sonuç** Trabzon’un Sürmene ilçesinde 2014’te ortadan kaybolan Köksal Kol ve Mehmet Kaplan’ın ölümü, sadece iki ailenin hayatını derinden sarsmakla kalmadı; aynı zamanda bölgenin sosyal dokusuna da büyük bir yara açtı. Yeni tanık ifadeleri, şüpheli itirafları ve polis‑savcılık tarafından yürütülen kapsamlı arama çalışmaları, olayın bir “kredi‑borç” motivasyonu taşıyan planlı cinayet olduğunu gösteriyor. Mahkeme sürecinin hâlâ devam etmesi, cesetlerin bulunması ve adli tıp raporlarının tamamlanmasıyla birlikte, Sürmene halkının ve kayıp kişilerin yakınlarının beklediği “gerçek” nihayet ortaya çıkabilir.
Bu süreç, kırsal Türkiye’de ekonomik anlaşmazlıkların nasıl şiddetli suçlara dönüşebileceği, adli sistemin zorlayıcı koşullarda nasıl çalıştığı ve toplumun adalet arayışının ne kadar uzun ve yorucu olabileceği konusunda önemli bir örnek teşkil ediyor. Olayın tam aydınlatılması, sadece iki kayıp vatandaşın huzur bulması için değil, aynı zamanda gelecekte benzer trajedilerin önlenmesi, kırsal bölgelerde hukuki ve sosyal altyapının güçlendirilmesi ve toplumsal güvenin yeniden tesis edilmesi açısından da büyük bir kilometre taşı olacak.
💬 Yorumlar (0)